16 Kasım 2013 Cumartesi

Suriye Gündemi Ve Beşşar Esad


SURİYE GÜNDEMİ:
SIFIR SORUN VE BEŞŞAR ESAD
Sayın Başbakan; Recep Tayyib ERDOĞAN: İktidara geldiğinde; ’Komşularımızla sıfır sorunlu Türkiye özlemi içindeyiz’ diyerek, Türkiye’nin komşularıyla olan sorunlarını çözme kararlılığını dile getirdi. Bölgesinde ve Dünyada Barış unsuru olan Türkiye Cumhuriyeti, Başbakanının Suriye hakkında; Barışcı söylemleri ve çalışmaları Kamuoyunda bilinmektedir. Yapılan karşılıklı görüşmeler ve ziyaretlerle, imzalanan Ticari Anlaşmalar hayata geçirildi. Suriye’de yeni bir kalkınma hamlesi başladı. Dostluk ve kardeşlik ortamından iki tarafta memnundu. Türkiye, Suriye Ekonomisinin güçlendiğinde; Suriye içinde ve bölgesinde barışa, istikrara katkı sağlayacağını umuyordu. Umulduğu gibi oluyordu, meyveleri alınmaya başlanmıştı.  Kardeş halklar refahı, mutlluğu, barışı paylaşacaklardı.

‘Arap Baharının’ yansımalarıyla; 2011 Martında Suriye Halkının Demokrasi isteyen  gösteriler yapması. Beşşar Esad tarafından Sert şekilde bastırılınca; ayaklanma içsavaşa dönüştü. Beşşar Esad’ın,Demokrasi karşıtlığı,
Gerçek niyetinin anlaşılmasını sağladı. Diktatörlükte  kararlı olan yüzünü gösterdi. Beşşar Esad’ın son fotoğrafına bakdığımızda  gördüğümüz; Mısır Firavun’u 2.Ramses Mirasçısı, Arab-i Fellah, Nuseyri, Nasturilerin Torunu, Hafız Oğlu, Sosyalist,  Diktatör, Kangölündeki, Beşşar Esad görülmektedir...Bu sıfatlar onun, sıkıca bağlı olduğu, Tarihden, ailesinden , yaptıklarından kazandığı, gururla sahiplendiği isimleridir. Esad’ı tanıtan yukardaki isimlerin, Tarihte ve günümüzdeki, sebebi, anlamları, çağrışımları düşündürücüdür.

Mısırlıların Suriye Coğrafyasına Gelişleri:Mısır Firavn’u  2.Ramses(Hanedanlık Dönemi:M.Ö:1302-1212) Tahta geçince, Mısırı yeniden düzenledi.Mısıra Asya üzerinden gelebilecek akınların önünü kesmek için,Doğu-Batı Ticaret Yolu üzerindeki Amurra ve Anka şehirlerine (Suriye'ye) Mısırlıları yerleştirdi.Bunun üzerine Hititler: Suriye Anadolu’nun Parçasıdır yani, Hititlere aittir diyerek Mısırlılarla savaştılar.Kadeş Savaşı:(M.Ö:1295),) 3. Hattuşil'in kazandığı savaş sonrası, Tarihte ilk yazılı barış anlaşması olmakla ünlü, Hititce yazılmış, Kadeş Anlaşması (M.Ö:1296)Yapıldı.’Kadeş’ Hititliler ile Mısırlıların sınırı kabul edildi.                                                                  Firavunlar döneminden sonrada Suriye’de yaşayan Mısırlı Arab-i Fellahlar, Mısır Merkezli kurdukları Ihşidler(Fatimiler) Devleti(909-1171) Suriyeyi de içine
Alıyordu.Fatimiler, Afrika Şii’liğinin İsmaili Mezhebinin yayıcısıdırlar.Suriye Fellahlarının, Afrika Şii’liğini farklı anlayışl (Hırıstıyan Mistizminin etkisinde)ele almalarından, Şii’liğin Batınikolu;‘Nuseyrilik’doğmuştur.Günümüzde, ’Nümeyrilik’ denilmektedir. Selçuklu-Haçlı savaşlarında, Nuseyriler Haçlıları desteklemişlerdir. Ayrıca,Memlüklere karşı savaşan,Moğol ordularını desteklemeleriylede ünlüdürler.
Osmanlı Devleti zamanında, bütün Tebalar gibi Nuseyriler de yaşamlarını serbestçe sürdürmüşlerdir.
Suriye,Mondoros(1918)ile Osmanlıdan ayrıldı.1920’de Fransız Mandasına girdi.1941’de kısmi özğürlük tanınan Suriye’nin başına 1943 seçimleriyle Şükrü El-kuweytli geldi.1949 Sosyalist İhtilal sonrası,Suriye Baas Partisi Komitesi yönetti.1963’de Nasturi Kabilesi Komiteye hakim uldu.1970’de Hafız Esad Darbe ile yönetimi ele geçirdi. 2000 yılında Hafız Esadın Oğlu,Beşşar Esad, ‘Demokrasiye geçiş’ vaadiyle Suriye Devlet Başkanı seçildi.Baas Partisi’nin  Ülke içinde baskıcı,ülke dışında; ‘Pan Arab’ politikaları komşularıyla hep sorun yarattı. 1982’de  7000 kişinin öldüğü ‘Hama Katliamı’ Hafız Esad’ın Devlet Başkanlığı dönemindedir. PKK ‘ya ev sahipliği yapan, Hafız ESAD'A sorulduğunda ’’Öcalan’ın Suriyede
Olduğundan haberim yok’’ diye,ciddiyetsizce, cevaplaması hala zihinlerdedir.

Görülüyor ki! Tarih boyunca Suriye’yi yönetenlerin
Benzer davranışları aynı zihniyetten beslenmektedir.
Bu zihniyetin sentezi: Haklarından fazlasını isteme, doyumsuz,yayılmacı,tahakkümcü,zalim,hizipçi,baskıcı,diktacı,ihanetçi,inatçı,statikocu,güvensiz,Hukuksuz,saldırgan, özellikler sergilediği görülür.Bu özellikleriyle
Uluslararası güçlerin, bir kolunun yanında, bir kolunun
Karşısında git-gel yaparak Telaviv-Erivan hattında
İstikrarsızlık zincirinin halkası olmayı çok sevmekte ve
Bu rolü oynamaktan haz duymaktadırlar ve bu anlayış onların misyonudur. Dahası, Sosyalist Diktatörlüğün eli kanlı son örneğidirler.

Suriye’nin Nüfusu:18.000.000’ dur.%12’si:Arab-i Nusayri,%64’ü:Arab-ı Sünni,%10’u:Hırıstiyan,%6’sı:
Sünni Kürt,%5’i:Sunni Türkmen,%2’si:Müslüman Dürzi,
%1’i:Ermeni,Yahudi,Yezidi.lerden oluşmaktadır.

Suriye’den Türkiye’ye gösterilen soğuk tavırlar ve Türkiye’nin dostluğuna layık olamayan, Suriye yönetimine rağmen, ‘’Türkiye-Suriye işbirliğine’’ tepki göstermek geliyor aklıma. Sonra, komşumuz, kardeşimiz, Suriye Halkının mahsum olduğu düşüncesi beliriyor zihnimde. Hükümetin Suriye politikalarını onaylıyorum. Sayın Başbakan demişti :’’Kardeş Suriye Halkının Refahı için,Gücümüz dahilinde her desteği Suriye’ye vermeğe devam edeceğiz.’’Bir sözde Halkının üzerine Tankları gönderen,Beşşar Esad’a söylemişti, hatırlayalım:’’Kusura bakma,Sayın Esad! Hiç kimsenin, Şahsi, ikbal  kaygısının savunucusu olamayız.’’ Diyerek Suriye Halkının tamamına verdikleri desteğin, Beşşar Esad’ın şahsına olmadığını  açıklamıştı.İşte! Sayın Başbakan Recep Tayyib ERDOĞAN Farkı. İçeride ve dişardaki liderden popilite yüksekliği işte burda. Dünyadan ve Türkiyeden, Esad Diktatörlüğüne destek verenler bu hususu görmelidirler. Hele Türkiyeden Esad’a destek verenler;Temsil etdikleri kurumun, ilkelerini, Tarihi değerlerini hiçe sayarak, elikanlı Diktatörlere, payanda olmamalıdırlar.Beyler! Efendiler!  Kendinize gelin, kendinize…Suriye Halkının tamamının yanında olun, lütfen!

Ey!... Beşşar Esad, Bugünlere böyle gelinmemeliydi. Binlerce Suriyeli Kardeşim; canlarıyla, kanlarıyla, Demokrasi-İkbal savaşına kurban edilmemeliydi. Ankara’da bizim yüreğimiz  acırken; sen Şam’da bunları duyamadın Beşşar! Yazık oluyor! Suriyelilere…

21.10.2012
İsmail YİĞİT
Araştırmacı Yazar
yigitarastirmaci@hotmail.com
İsmail YİĞİT-Google+
İsmail YİĞİT "Derlemeler" -Youtube
İsmail YİĞİT "Naturel Yaşam" -Youtube

Birleşemeyen Birleşmiş Milletler



Birleşemeyen ‘Birleşmiş Milletler’

Medyadan aldığımız bilgilere göre: Suriye’de 15 Mart 2011’ de başlayan gösterilerin iç savaşa dönüşmesi sonucu, bugüne kadar;19.000 kişi yaşamını yitirirken, 1.5 milyon kişi evini terk etmiş, 12.000 kişi hapishanelerde,300.000 kişi komşu ülkelere sığınmış, Binlerce kişi kayıp. Her gün artmakta olan bu sayıların oluşturduğu acıları sonlandırabilecek bir girişim yok. Uluslararası kamuoyundan gelen tepkiler vahşeti durdurmaya yetmiyor.
Dünya barışını, güvenliğini korumak ve uluslararası, Ekonomik, toplumsal ve kültürel işbirliği oluşturmak için; 24 Ekim 1945’ de kurulan uluslararası  ‘Birleşmiş Milletler’ örgütü, Suriye’de barışı sağlamak şöyle dursun, Dünya ülkelerinin ortak iyi niyet ve barışçı girişimleri; ‘Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 12 Ağustos 2012 tarihinde Çin ve Rusya’nın ‘veto’su ile engellenmiştir. ‘Birleşmiş Milletlerin’  kuruluş amaçları ve barış ilkeleri, bir kez daha çiğnenerek ‘Birleşmiş Milletler’ barışcı varlığını inkar etmiştir. Geçmiş de örnekleri  defalarca yaşanan bu tıkanmanın sebebi; ‘BM Güvenlik Konseyi’ Karar alma yetkisindeki Çarpıklıklardan kaynaklanmaktadır.
Eleştirimiz; Suriye ve birçok konuda birleşemeyen ‘Birleşmiş Milletler’ in birleşememesi değil, ‘Birleşmiş Milletler’ içinde, barışa destek için birleşen ülkelerin önünde, engel oluşturmakla, milletlerin barış ve işbirliği platformunun  tıkanmasıdır: Kurucu üye sıfatıyla, BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri’nin Sahip olduğu imtiyaz ‘veto’ lu oy kullanma haklarıyla; ‘Görüşülen Taslağın’ bir oyla dahi veto edilerek, Genel Kurulda görüşülemesinin engellenmesi  sorun oluşturmaktadır. Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri (Rusya, Çin, Fransa, İngiltere, Amerika) nın İmtiyazlı ‘veto’ hakkı kaldırılmalıdır. Bir üyenin ‘veto’su 193 üyeli Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun konu üzerinde görüşme  yapmasını engellemesi  ilkel, taraflı bir uygulamadır. Bir  ‘veto’  karşısında eli kolu bağlanabilen  diğer, 192 ülkenin delegelerinin oluşturduğu Genel Kurula  yapılan, güvensizlik ve saygısızlıktır. Milletlerin barış için oluşturduğu ‘Birleşmiş Milletler’ platformunun işgalidir. Siyasetin Hukuku boğmasıdır. Burada Hukuk zemininde, siyasi kanaatların ifade edilmesi, oylanması  yok edilmiştir. Diktacılık mantığı, elindeki ‘veto’ yetkisiyle, ‘BM’i işgal etmiştir. Benzeri davranışlarından dolayı  ‘BM’ Bildiğim kadarıyla :Kıprıs’ta taraflı, Kırcali’yi görmedi, Gümülcine’yi duymadı, Bosna’ya geç geldi, Karabağ’da yok, Filistin’de  taraflı, Suriye’ye müdahil değil,  Arakan’a daha kulağını çevirmedi  … Bu gidişle, günün birinde; -Dünya Devletleri  ’veto’ lar karşısında bizlerin burada olmasının bir anlamı yok- diyerek topluca, BM’ i Terk etmeleri kaçınılmaz.
Suudiarabistan’ın Hazırladığı; ‘Beşşar Esad’ı Kınama  Ve İstifaya Çağırma  Metni’ Yaptırımı olmaksızın BM Genel Kurulunda 12 Kasım 2012’ de Kabul edilmiş. Bu oylamada;133 Ülke Kabul,12 Ülke Hayır,31 Ülke Çekimser oy kullanmışlar. Buradan anlaşılıyor ki! Bazı ülkeler Soğuk savaş dönemi  alışkanlıklarını  sürdürüyor. İnsanlığın düşmanı; ırkçılık, dincilik, sınıfçılık, sömürgecilik. terörden meded umuluyor. Kutuplaşma arzuları sürdürülüyor. BM açmazı, saydığımız sinsilere hizmet ediyor. Barıştan yardımlaşmadan yana olan, insan olmanın sorumluluğunda olan ve bu duruşlarını kayb etmeyen 133 ülke’ye çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Daha Demokrat BM için, Hukuk zemininde, birlik içinde mücadele etmelidirler. Bu mücadelede; ‘Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri’nin  ‘Veto’ haklarının kaldırılması önemlidir. Tüm ülkelerin BM ‘ de temsili adil olmalıdır; Dünya nüfusu ile ülkelerin nüfus oranları, ülkelerin BM' de delege dağılımını belirlemede ölçü olmalıdır.Bu denge kurulabilirse, BM ‘nin Demokratik yapısı güçlenecektir. Etkin  ve  adil BM için gerekli yapı değişimleri yapılmalıdır.  Hiçbir yerde, kurucuların tekelinde kalmış cemiyetler, toplumlar tarafından kabul görmez.Fakat, ‘Birleşmiş Milletler’deki bu çarpık yapı düzeltilebilir mi? Bu gün için mümkün görünmüyor. Peki, Bu formatta başka bir Milletler Birliği kurulabilir mi? Dünya gündeminde böyle bir şey yok. Ancak ,’ Birleşmiş Milletler’ bu platformda kurulmuş ilk örgüt değil, sonuncu olduğunu da kimse söyleyemez. Bu gün, Birleşmiş Milletlerden 133 ülkenin  ayrıldığını düşünsek, geriye kalanların ne kadar hükmü kalır?  Bütün bunlar bize ‘Milletler Cemiyetinin’ (Cemiyet-i Akvam’ın) kuruluş ve dağılma sürecini hatırlatıyor.
Birinci Dünya Savaşını Kazananlar(İtilaf Devletleri) ve kaybadenler(İttifak Devletleri) her iki taraftakiler; Savaştan çok zarar görmüşler, yıkıma uğramışlardı. Paris Barış Konferansında (28 Nisan 1919) Dünya’da yeni savaşların olmaması için, devletler arasındaki sorunların barış görüşmeleriyle çözülmesini öngören bir belge imzalanarak, karar altına alındı. Bu belge esas alınarak  10 Ocak 1920 ‘de İsviçre’de ‘Milletler Cemiyeti’ kuruldu. Dünyada savaşları önleme adına kurulan cemiyet 2. Dünya Savaşının olmasını engelliyemediği için,’Milletler Cemiyeti’ni başarısız kabul ederek 18 Nisan 1946 ‘da Cenevre’de Cemiyet kendini fesh etti. Bu misyonu 1943 yılında kurulan ‘Birleşmiş Milletler’ devam ettirdi. Ne yazık ki! Kendinden öncekilerin, erdem ve yanlışlarından ders almadan.Akibeti hayr ola...

14 Kasım 2012/Ankara
İsmail YİĞİT
Araştırmacı Yazar
yigitarastirmaci@hotmail.com
İsmail YİĞİT-Google+
İsmail YİĞİT "Derlemeler" -Youtube
İsmail YİĞİT "Naturel Yaşam" -Youtube




Anadolul Medeniyetleri




ANADOLU  MEDENİYETLERİ

Çağdaş Evrensel Medeniyetin gelişmişliğine rağmen; günümüzde ulusların Coğrafik itilafları ne kadar anlamlı? Bu konuların insanlığı meşgul ettiği bir gerçek. Böyle     olması insanların,Tarih,Coğrafya,Sosyoloji öğrenme ve bilgilen   meye ilgileri artıyor.
Anadolu Medeniyetleri Müzesini gezdim.Tarihi kitaplardan okumak iyi, fakat  bir   Müzeyi gezmek,Tarih öğrenme adına,farklı bir şey:Sanat Tarihi Eserlerini görerek; Anadolu’da yaşanmış Tarih Çağlarına Zaman Tünelinde bir yolculuk… Farklı zamanlarda oluşmuş,farklı bölgelerdeki,farklı kültürleri tanımak güzel.Taş baltadan, metal iğneye; at koşumlarından, av aletlerine; Savaş aletlerinden, sürme şişelerine; mühürden, Altın paralara; heykellerden, mozaik süslemelere; Bakır yemek kapları,Altın, Gümüş zihnet eşyaları; Tarım aletleri ve diğerleri. Binlerce yıllık yaşam aletleri…Film şeridi gibi gözümün önünde.

İnsanlık Tarihiyle başlayıp, gelişen, Kültür(Evrensel Medeniyet) nasıl doğdu?  
Ademin nesli; ilkel yöntemlerle binlerce yıl, birey, çift, Aile, topluluk olarak yaşam 
evreleri geçirdiğini biliyoruz. İnsanların  daha İlk Çağda var olma, yaşama
mücadelelerinde kullandıkları aletler,yöntemler yaşamın (Kültür)ilk örnekleridir.
Birbirinden çok farklılık göstermeyen İnsanlığın ortak(Anonim) Kültürüne;ilkel komine toplum yaşamı diyoruz.

İnsanların farklı Coğrafyalarda;İklim,Tabiat varlıkları,Dini İnanç ve diğer etkilerin   oluşturduğu yaşamlarını;kendilerine özgü,farklı yetenek ve anlayışlarıyla icad ettikleri yaşam alatleriyle şekillendirip,geliştirdikleri yaşam biçimleri her toplumda farklı Kültür(Hars:Milli Medeniyet)oluşturarak, Dünya Milletleri arasındaki yerlerini almışlardır. Milletler Cemiyetindeki münasebetler ile Evrensel Medeniyetin gelişip, Çağdaş Milletler Medeniyetini oluşturduğunu unutmamalıyız.

Hitit Medeniyeti;Anadolu’da; ilk ulusal medeniyet, en uzun süren (Üçbinyıllık) en görkemli medeniyet olarak,Anadolu Medeniyetleri Müzesi eserlerinin çoğunluğunu oluşturmaktadır. Anadolu’nun gerçek sahip lerinin Hititler olduğunu da göstermektedir. Lidya ve Firikya Medeniyetlerini Hitit Dönemi Medeniyeti içinde saymak gerekir. Anadolu’nun Doğusuna hakim olan,önce Asurlular ve sonra Pers İmparatorlukları’nın Kültürel izlerinin,hakimiyet süreleri gibi kısa olmaları normaldir.

Anadoluyu 1333’de Perslerden alan İskenderin Kurduğu Bizans(Doğu Roma) Medeniyeti 1453’e kadar yaşamış olmasına rağmen, Anadoludaki, hakimiyetleri 1078’de Türkiye Selçuklu Devleti’nin Kurulmasıyla son bulmuştur.1400 Yıllık Roma Medeniyeti’nin Anadoluda Oluşturduğu varlığı,Hitit Medeniyetini gölgeleyebilecek kadar güçlü ve yaygın olmadığı ortadadır.Yolunuz Ankaraya Düşerse;Anadolu Medeniyetleri Müzesini gezmelisiniz, gezenler bana hak verir sanırım.Bizans İmparatorluğu’na Bağlı Yirmialtı kırallık(Ermeni,Helen,v.d)bu kültürün parçasıdırlar.Roma ve Helenlerin (Yunan) Mimaride sutun Başlıklarıyla çok ünlü olduğunu biliyoruz.Anadolu Medeniyet leri Müzesinde; Doğu Roma Dönemine ait Savaş aletleri,Heykeller,Mozaikler, Altın, Gümüş paralar ve diğer sanat eser lerini görebilirsiniz. Anadolu  hakkında çok konuşan; Kökenleri Avrupa’lı Ari ırk; Ermeniler, Tarih boyunca,Romanlar gibi, koloniler halinde dünyaya dağılmış olarak yaşayan, Ermeni Ulusuna özgü, Mimari  sitili, Sanat ekolü, örneklerini  Anadolu Medeniyetleri Müzesinde göremedim. Anadolu’yu bırak, Dünya’da bulamazsınız.Bizanslılarda;Ermenilerin, yüzde onbeşini oluşturdukları Azınlık Yönetimi: Ermeni Kırallıklarının adından başka, Anadolu’da, Ermeniler adına ne bulabilir siniz?... Sanat Tarihi, ululusların var oluşlarının delilleridir.

Türk İslam Medeniyeti Yaşadığı yüzyıllar itibariyle üç kıtaya hakim olmuş,Cihana nam salmıştır.Anadolu Medeniyetleri arasında seçkin bir yere sahiptir. Dünyanın Yakın çağda şekillenmesine Türk İslam Medeiyeti’nin katkısı büyüktür. Anadolu Medeniyetleri Müzesini süsleyen Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerine ait altın paralar,Savaş aletleri, daha birçok yaşam ve sanat eserleri,Türk İslam dünyasının gözde eserleri olarak bulunmaktadırlar.Anadoluda Oğuz Türklerinin  Binyıllık geçmişinin onurlu duruşu gibi.
Medeniyetler yarışı,Milletler mücadelesi, tümbunlar,birşeyi hatırlatıyor!:İstiklal Savaşı’n da:Gazi Mustafa Kemal;’Kırk asırlık Türk Yurdu, düşman elinde esir kalamaz’ Sözü. Atatürk; Osmanlı Paşası olarak, Asekeri dehası yanında,Tarih, Siyaset bilgisiyle donanmıştır.Tarihle ilgili Söyledikleri tartışmasız kabul edilebilir.  ‘Kırkasırlık Türk Yurdu’Dediği Anadoluda, Türklerden önce; Turan Irkından Hititler, Sümerler, Akadlar
yaşamış Anadolu’ya can vermişlerdir. Türklerle aynı kökenden olan uluslar Atatürk’e göre;’Aynı cevherin damarlarıdır.’Aynı medeniyetin çocuklarıdırlar. Kuzey Asyadan, Doğu Avrupa,Anadolu, Önasya  ya yayılan’ Türk Medeniyeti; Kökleri Mazinin derinlik lerinde, Kolları Atiye uzan maktadır.’Türk Milleti;Çağdaş medeniyetler arasında yer alma idaali  ile yaşamaktadır. Amaç: Güçlü Türkiye.Gündem: Avrupa Müktesebatı. Hedef: Çağdaş Evrensel Medeniyet içinde; Türk İslam Medeniyetinin onurlu duruşu…

Not:Kaynak gösterilmeden;kısmen ya da tamamen kullanılamaz.

28.12.2012  
İsmail YİĞİT
Araştırmacı Yazar
yigitarastirmaci@hotmail.com
İsmail YİĞİT-Google+
İsmail YİĞİT "Derlemeler" -Youtube
İsmail YİĞİT "Naturel Yaşam" -Youtube